teknoloji,

Stanford çalışması Zoom toplantılarının normal toplantılardan daha yorucu olduğunu ortaya koyuyor

Tolga Altaş Tolga Altaş Takip Et Mar 07, 2021 · 7 dakikada okunur
Stanford çalışması Zoom toplantılarının normal toplantılardan daha yorucu olduğunu ortaya koyuyor
Paylaşın

Stanford Üniversitesi iletişim uzmanı Jeremy Bailenson, uzaktan çalışmanın etkilerinden birisi olan “Zoom Yorgunluğu” konusu hakkında bir araştırma gerçekleştirmiş. Bailenson, uzaktan gerçekleştirilen video konferanslarının geleneksel yöntemlerle gerçekleştirilen toplantılara kıyasla daha yorucu olmasını dört temel nedene bağlıyor ve yorgunluğu azaltmak için basit çözümler öneriyor.

Video konferans temelde yeni bir teknoloji değildir. İki yönlü görüntülü iletişimin varlığı aslında bir asırlık bir sürece dayanıyor. Geçtiğimiz yıllarda da Microsoft’un Skype’ı ve Apple’ın FaceTime’ı ile zaten görüntülü görüşmeyi hayatımızda sıklıkla kullanıyorduk.

2020 yılının başlarında ortaya çıkan COVID-19 salgını ile birlikte insanların uzaktan çalışmaya başlamaları ile birlikte video konferansların önemi ve kullanımı artmaya başladı. Bu artış ile birlikte doktorunuza gitmeden şikayetinizi anlatabilir, üniversiteye gitmeden derslerinize katılabilir veya kurumunuzdaki arkadaşlarınızla bir proje için bir araya gelebilirsiniz. Buna bağlı olarak birden bire yüz milyonlarca insan günlerinin çoğunu ekran önünde oturarak ve sanal yansımalara bakarak vakit geçirmeye başladılar. Bununla birlikte de “Zoom Yorgunluğu” adında bir terim ortaya çıktı.

Video konferanslarda geçirilen süre arttıkça insanlarda benzersiz yorgunluk şikayetleri ortaya çıkmaya başladı. Video konferans her ne kadar konfor alanımızda gerçekleşse de ve katılım için seyahat etmemize gerek kalmasa da görüşmelerden sonra yaşanılan yorgunluk hissi insanları daha bitkin kılıyordu.

Stanford Üniversitesi’nde Virtual Human Interaction Lab’in kurucu direktörü Jeremy Bailenson bu duruma şaşırmamış. Sanal iletişimin bireyleri nasıl etkilediğini gözlemlemek için yirmi yıldan fazla zaman harcayan Bailenson, günlük olarak gerçekleştirilen video konferansların oluşturduğu yorgunluğun aşırı yüklenmenden kaynaklanabileceğini ifade ediyor.

Bailenson’ın, Technology, Mind and Behavior dergisinde yayınlanan yeni bir hakemli makalesinde yer alan bilgilere göre video konferansın alışılmadık derecede dört temel nedeni olduğunu ortaya koyuyor ve Zoom toplantılarının gününüzün daha az yorucu olmasına yönelik bazı çözümleri de sunuyor.

Bahsedilen yorgunluğun gerekçesi Zoom yazılımı ile doğrudan ilgili değildir, günümüzde video konferanslar Zoom ile özdeşleştiği için bu ifade tercih ediliyor. Bununla beraber Skype, Microsoft Teams ve Cisco Webex gibi yazılımlar da elbette bu ifadelere dahiller.

Bailenson, yeni çalışmasında “Bunu şirketi karalamak için yapmıyorum, sık sık Zoom kullanıyorum ve araştırma grubumun üretken kalmasına yardımcı olan, aynı zamanda arkadaşlarım ve ailemle bağlantıda kalmama yardımcı olmasından dolayı yazılıma minnettarım” diyor. Bailenson şöyle devam ediyor; “Ancak akademik çevrede pek çok kişi için varsayılan platform haline geldiği ve bu makalenin okuyucularının muhtemelen sağladığı avantajlara aşina olduğu düşünüldüğünde, Aralık 2019’da yaklaşık 10 milyon kullanıcıya sahip olduğu bilenen Zoom, 5 ay sonra 300 milyon kullanıcıya erişti.”

Herkes sana bakıyor, her zaman…

Bailenson tarafından “Zoom Yorgunluğu”nun ilk nedeni katılımcıların, konuşmacıya bakıp not maktan ziyade genellikle kendilerine bakmalarıdır. Artık içiniz bir nebze olsa da rahatlamıştır, Zoom’da yalnızca siz kendinize bakmıyorsunuz.

Size bakan birkaç gözün yarattığı endişe, topluluk önünde konuşma ile benzer bir stresmiş gibi gelebilir ancak Zoom’da herkes karşı karşıya oturmaktadır. Böylece katılımcıların tamamı konuşmacının aksine istediği herkese bakabilir.

Yorgunluğun bir başka nedeni ise monitörünüzdeki yüzlerin boyutu olabilir. Kültürel antropolog Edward Hall’un 1960’larda yaptığı odak noktası araştırması, kişilerarası mesafenin temel olarak duygu ve davranışı etkilediğini öne sürdü.

Hall’un dijital çağ için yaptığı çalışmaları özetleyen Bailenson, bir kişinin samimi alanının yaklaşık 60 cm bir yarıçapı kapsadığını söylüyor. Bu alandaki etkileşimler genellikle aile ve yakın arkadaşlar için ayrılmıştır, ancak monitörünüzün boyutuna ve Zoom ayarlarınıza bağlı olarak toplantıdaki yabancıların büyük yüzleri size yakınlık hissi yaratmaktadır.

Genel olarak çoğu masa düzeninde, iş arkadaşlarınızla ve hatta videodaki yabancılarla birebir görüşme yapıyorsanız, yüzlerini normalde olduğundan daha yakından gördüğünüz için kişisel alanınızı ihlal ediyor gibi hissedebilmeniz normal.

Bu durumdan kurtulmak için kısa vadeli çözümler arasında Zoom penceresini küçültmek veya bilgisayar monitörünüze uzaktan oturmak size yardımcı olabilir. Bailenson, bunun amacının tamamen kişisel alanınızı korumak açısından faydalı olacağını bildiriyor.

Videonun dikkat dağıtması

1999 yılında Stanford Üniversitesi’nden Pamela Hinds’in araştırması sesli iletişim ile görsel iletişim arasındaki bilişsel işleme farklılıklarına bakmıştır. Hinds, gönüllüler üzerinde araştırmasını gerçekleştirdi.

Çalışmaya göre sesli olarak iletişime geçilen deneklerin videolu olarak iletişime geçilen deneklere kıyasla daha iyi performans sergilediği ortaya çıkmıştır. Buradaki sonuçları etkileyen durumun iletişim esnasında görüntünün yarattığı bilişsel yükün arttırımı olduğu varsayıldı. Yani, sesli iletişime aynı zamanda görsel de eklendiğinde elde edilen ses ve görüntü bulgularını yorumlamak için daha fazla zihinsel kaynak kullanmamız gerekiyor.

Bailenson, bir Zoom etkileşimi sırasında hem gönderilen hem de alınan karmaşık, sözlü olmayan bilgilerin teknolojinin yarattığı yeni yorgunluk hissi üzerinde büyük bir etkisi olabileceğini söylüyor. Uzun Zoom toplantılarının, videonun yarattığı bilişsel yükü azaltabilmesi için yalnızca sesle gerçekleştirilmesi gerektiğini veya en azından aralarda görüntüden uzaklaşıp sadece sesi dinlemek gerektiğini öne sürüyor.

Bu yalnızca ekran başında görüntünüzü kapatıp beklemek değil, aynı zamanda ekranın başından vücudunuzu da uzaklaştırmaktdır. Böylece birkaç dakika boyunca algısal olarak gerçekçi ancak sosyal olarak anlamsız jestlere boğulmayacaksınız. -Bailenson

Bayağı iyi görünüyorsun…

Fiziksel işyerlerinde, 8 saatlik bir iş gününün tamamı boyunca bir asistan sizi el aynası ile takip etse ve yaptığınız görev ve gerçekleştirdiğiniz her konuşmayı görebildiğinden emin olsanız…

Modern video konferansların belki de en garip kısmı sürekli kendi yansımasına maruz kalmasıdır. On yıllardır araştırmacılar, kendini aynada görmenin toplum üzerindeki davranışları ve kendini değerlendirme üzerindeki etkilerini araştırdılar.

Genel olarak bu çalışma grubu, yoğun ayna görüntüsü izlemenin neticesinde ortaya çıkan bir takım olumsuz etilerin olabileceğini öne sürüyor. Kendisi ile ayna karşısında çok fazla vakit geçiren grupların eleştirel öz değerlendirmeleri güçleniyor. Ancak Bailenson, bu faktörün, video konferanslar üzerinde çalışılmamış olmasına dikkat çekiyor. Çünkü önceki ayna çalışmaları, kişilerin kısa süreler için kendini aynada görmelerinin etkisine odaklanmıştı.

Günde saatlerce kendini görmenin etkikeri hakkında hiçbir veri yok, geçmişteki çalışmalar göz önüne alındığında, Zoom üzerinde yer alan kişinin kendisine ait görüntüsünün öz değerlendirmeye ve olumsuz etkiye neden olması muhtemeldir. -Bailenson

Peki çözüm ne? Cevap, bir Zoom toplantısı esnasında kendi görüntünüzü saklamak kadar basit. Bailenson, platform kullanıcılarının kendileri dışında bir başka kullanıcıyı ekranda varsayılan olarak sabitlemesini tavsiye edilyor.

Dikkati arttırma

Yirmi beş yol önce yazar David Foster Wallace’ın destansı romanı Sonsuz Jest, geleceğin dünyasının keskin bir resmini çizdi. Romanın pek çok ileri görüşlü gözlemi arasında Wallace, videolu telefonların yalnızca yaklaşık birkaç yıldır popüler olduğu bir dünyayı tasfir etti.

Wallace, görüntülü görüşmelerin yeniliği ortadan kalktığında, insanların hızla yalnızca sesli iletişime geri döneeklerini betimledi. Yalnızca sesli iletişimin güçlü yönlerinden birisinin, insanların konuşurken diğer küçük faaliyetleri yerine getirebildiklerini olduğunu aktardı.

Sadece işitler geleneksel yöntemlere dayanan bir konuşma otoyolda araç sürerkenki yarı dikkatli konumda olmanıza izin verir. Sohbet ederken odanın etrafına bakabilir, karalama yapabilir, tırnak etlerinizin ölü deri parçalarını soyabilirsiniz, ocakta bir şeyler karıştırabilirsiniz… Hatta telefonla konuşurken aynı odada bulunan kişilerle farklı bir işaret dili ve abartılı yüz ifadeleri ile iletişimde kalmaya devam edebilirsiniz. Tüm bunlarla ilgilenirken yine de bir şekilde dikkatiniz karşı taraftaki kişinin aktardıklarında olur. Wallace (1996)

Bailenson, artan bir araştırma grubunun bilişel performansı iyileştirebileceğini bulduğuna da dikkat çekiyor. Örneğin yeni bir çalışmaya göre, bir koşu bandında yürürken düşünmek, oturmaya kıyasla daha iyi olabilir.

Geleneksel yüz yüze toplantılarda bile insanlar odada hareket etme, bilgi sunarken ayakta durma veya yeni fikirler düşünürken etrafta gezinme eğilimindedirler. Elbette Zoom toplantıları tüm bu faktörleri ortadan kaldırabiliyorve bazı durumlarda daha az verimli toplantı sonuçlarına yol açabiliyor.

Burada Bailenson, bir toplantının yürütüldüğü ortamın yakından değerlendirilmesi gerektiğini öne sürüyor. Her toplantının Zoom aracılığı ile olması gerekiyor mu? Yalnızca sesli platformlardan gerçekleştirilen toplantılar daha faydalı olabilir mi?

Zoom’da yapılması gereken toplantılar için Bailensın, kendinizle ve kamera arasında daha fazla mesafe kurmanızı tavsiye ediyor. Bu, bir bilgisayara harici bir kamera takarak daha geniş bir görüş açısı sağlamasını sağlayabilir ve kişinin oda içerisinde daha fazla kişisel mesafe elde etmesine katkı sağlayabilir.

Aynanın kenarında

Zoom ve diğer konferans teknolojileri, tartışmasız küresel salgın boyunca hepimizin süreci daha üretken geçirmemize yardımcı oldu. Bu salgının 15 yıl önce ortaya çıkması durumunda iletişim kaybından dolayı yaşınılabilecek zorlukları tahmin etmek bile oldukça zor.

Şu anda önümüzdeki birkaç yıl boyunca pandemi öncesi yaşamımıza dönmemiz de pek mümkün görünmüyor. Sanal toplantılar artık sosyal hayatımızın derinlerine işleniyor. Geçmişte video konferans, yüz yüze görüşmenin asla gerçekleştirilemeyeceği durumlarda tercih ediliyordu. Şimdi ise bir araya gelebileceğiniz kişilerle bile görüntülü görüşmeyi tercih ediyoruz.

Bailenson, bu yeni çalışmadaki sonuçların tamamen varsayımsal olduğuna işaret ediyor. Ancak göstermeye çalıştığı noktalar kesinlikle önemli. Geçtiğimiz yıl içerisinde yüz milyonlarca insan bu yeni iletişim biçimini benimsedi. Ancak bu yeni iletişim yolunun potansiyel olumsuz etkilerini ve bu teknolojiyi nasıl etkin kullanabileceğimizi anlamak için araştırma yapmaya devam etmeliyiz.

Bailenson’un sonuçları önceki araştırma bulgularına dayansa da hiçbiri doğrudan test edilmemiş olduğu için yalnızca yeni araştırmalara bir fırsat sunuyor.

Kaynak belge

Bültene Abone Ol
Son gönderilerden ilk sen haberdar ol. Asla istenmeyen ileti almadan!
Tolga Altaş
Tolga Altaş tarafından yazıldı Takip Et
I don't know what I'm doing but I'm going to figure it out.